Berna Binbaşıoğlu’nun konuşması

Sayın Laurent Bili, Değerli Hocalarım ve Sevgili Arkadaşlar.

Şahsım ve topluluğumuz adına hepinizi selamlıyorum.
Hoş geldiniz.

Bugün burada, Uluslararası Siyaset ve Diplomasi Topluluğu olarak düzenlediğimiz " Türk- Fransız İlişkilerinin Geleceği " adlı konferansı gerçekleştireceğiz.

Sayın Büyükelçi’nin bu konferansını fırsat bilerek konuyla ilgili biraz araştırma yaptım. Araştırmamın merkezinde Fransa - Türkiye ilişkilerini değerlendirmek istedim. Karşıma çıkan bilgileri izninizle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli konuklarımız,
Türkiye-Fransa ilişkileri her zaman özel bir öneme sahip olmuştur. İki müttefik devlet arasındaki ilişkilerin daima çok boyutlu yapısıyla dikkat çektiğini görüyoruz.
Paris-Ankara hattında diplomasi tarihinin önemli kilometre taşları beraberce dikilmiş gibidir.
Türkiye-Fransa arasındaki kalıcı ilişkiler, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa Kralı 1. François’nın yardım talebine olumlu cevap verdiği 1526 yılına
kadar geri gitmektedir. Osmanlı döneminde, Kapitülasyonlardan Duyun-u Umumiye idaresine uzayan bir ekonomik ilişkiler süreci ile hem ittifaklara, hem karşılıklı savaşlara sahne olan ilişkiler yaşandığını biliyoruz.

Türkiye ve Fransa, gerek müştereken yakın oldukları coğrafyalarda, gerek dünya genelinde, “demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerin” gelişmesi yolunda gayret gösteren, bu çerçevede, ortak çabalar içinde yer alan iki ülke olarak karşımıza çıkar.
Uluslararası alandaki bu ortak hedeflerin;yoğun ekonomik ilişkilerin siyasi gelişmelerin olumlu seyrine önemli katkılar verdiğini görmekteyiz.

Osmanlı siyasetinde Fransız dostluğunun, tarihsel ve siyasal bir zorunluluk kadar, değerli bir gelenek olarak da görüldüğünü belirtmek isterim. Fransız İhtilali’ne kadar olan devirde Türkler, bu dostluğa sadık kaldıkları halde, Fransızlar zaman zaman Osmanlı aleyhine tasarılara ve ittifaklara sapmışlardır.Ancak, bu iki ülkenin dostluğuna genel anlamda olumsuz bir etkisi olmamıştır.

Fransa’dan bahsederken gerek oluşum sebepleri gerekse sonuçları ile tüm dünyayı etkileyen Fransız İnkılabı’na da yer vermek istiyorum. Bugünkü modern dünyanın şekillenmesinde etkili olan inkılap, meydana geldiği dönemde özellikle milliyetçilik ve çağdaşlaşma kurumları ile kendisini göstermiştir.

Milliyetçilik fikrinin imparatorlukları derinden sarstığını ve ulus devletleri oluşturduğunu biliyoruz. Bu gelişmeden Osmanlı İmparatorluğu da etkilenmiş; dağılmanın temelini oluşturmuştur.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün geçmişte yapılan hataları tekrarlamayıp tüm eski kurumları tasfiye ettiğini görüyoruz. Çağdaş, milli, akla ve bilime dayalı kurduğu yeni devlette Fransız fikirleri etkisinde kalmakla beraber kendi düşünce yapısını oluşturmuştur.

Atatürk, 14 Temmuz 1922’de Fransız İnkılabı’nın yıldönümünde yaptığı konuşmada, Fransız İnkılabı’nın kendisini nasıl etkilediğini şu sözlerle ifade etmiştir; “Başlangıçta ayaklanma ve ihtilal biçiminde görülen hareket, yerini bir inkılaba bırakır. Fransız ihtilali de bu dönemlerden geçmiş ve milletin, toplumun vicdanında yerleşmiş onun için evrensel olmuştur.Baylar, işte bu gün 1789 Temmuzunun 14. Günü burada kutluyoruz ve bu Fransızların milli bayramı olduğu kadar henüz özgürlüklerine kavuşmamış milletlerinde sevinecekleri bir gündür....”

Atatürk bu konuşması ile kendi bağımsızlık anlayışının Fransız İnkılabı’ndaki düşüncelerden etkilendiğini ifade ederek, Türk Milli Mücadelesiyle Fransız İnkılabı arasındaki benzerliğe işaret etmiştir.

Sayın Büyükelçi, Akdeniz Üniversitesi’mizi ve Uluslararası Siyaset ve Diplomasi Topluluğumuzu onurlandırdınız.

Farkındalık yaratacak bir etkinlik olmasını diliyor ve hepinize katılımlarınızdan
dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Berna Binbaşıoğlu
USDT Sekreteri

Yayınlanma tarihi: 31/10/2012

Sayfa başına dönmek için