Büyükelçi’nin Diyarbakır’da düzenlenen « Kadına karşı şiddetle mücadele » konulu seminer vesilesiyle yaptığı konuşma, 20 Kasım 2013 [fr]

Sayın Belediye Başkan,

Sayın Başsavcı,

Sayın Baro Başkanı,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü arifesinde, Fransa’nın bu alandaki deneyimlerini, elde ettiğimiz sonuçlar kadar karşılaştığımız zorlukları da paylaşmak üzere, bu sabah, sizlerle birlikte olmaktan çok büyük mutluluk duyuyorum.

Sizlere vermek istediğim ilk mesaj, kadınlara yönelik şiddet konusunda aslında Fransa’nın ne yazık ki Türkiye’ye vereceği dersi olmadığıdır. Sizler gibi, bizler de, endişe verici boyutlara ulaşan bu olguyla karşı karşıya bulunuyoruz.

Kadına yönelik şiddete karşı harekete geçmek öncelikle bu olgunun özgül durumunun bilincine varmak ve önemini kavramaktan geçiyor. Fransa’da, söz konusu bilinçlenmeye katkı sağlayan ve bu olgu ile ilgili ilk istatiksel verilerin elde edilmesini sağlayan, 1997 yılında başlatılan ve 1998 ila 2000 yılları arasında gerçekleştirilen Kadına Yönelik Şiddet konusunda yapılan Ulusal Araştırma’dır (ENVEFF).

Söz konusu araştırmanın en önemli kazanımlarından biri, bu konuyla ilgili var olan sesizliğin boyutunu ve şiddet gören kadınların maruz kaldıkları şiddeti sakladıklarını ortaya çıkarmış olmasıdır. Çok fazla sayıda kadın, bu araştırmadan sonra, cinsel şiddet de dahil, yaşadıkları şiddeti ilk defa dile getirmeye başladılar.

Şiddete meyilli veya şiddet uygulayan bir erkekle yaşayan kadınlar genelde sorunu görmemezlikten gelme eğilimindeler : kadınlar, maruz kaldıkları şiddeti itiraf edemedikleri ve dolayısıyla bir nevi kabul ettikleri için, durumun gerçekten düzeleceğine inanıyorlar.

Bu olgunun boyutlarını ölçmek üzere yapılan araştırmalar, kadınların bu konuda artık konuşmaya başlamalarına ve bu musibetin boyutlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Vereceğim üç rakam, sözlerimi daha açıklayıcı hale getirecektir :

- 2012 yılında, Fransa’da her üç günde bir, bir kadın, eşinin veya birlikte yaşadığı erkeğin şiddetine maruz kalarak hayatını kaybetmiştir,

- Her 10 kadından biri, aile içi şiddet görmüştür,

- Ve her yıl, yaklaşık 50 000 tecavüz suçu işlenmektedir.

Bu rakamlar kabul edilemez ve bizlerin, hiç durmaksızın, çaba göstermeye devam etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.

Vermek istediğim ikinci mesaja gelince, ki aynı zamanda şahsi düşüncem, bu musibetle mücadelede sorumluluğun birinci derecede Devlet’e ait olduğudur.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Sayın Lakshmi Puri’nin de ifade etmiş olduğu gibi, kadına yönelik şiddetle mücadele konusu bir « kadın sorunuymuş » gibi ne ikinci plana atılmalı ne de küçümsenmelidir ; politikaların hazırlanışı sırasında, kamu politikası anlamında en üst düzeyde bir öncelik olarak tanınmalıdır.

Fransa’da Devlet, 2005 yılından bu yana, kadına yönelik şiddetle mücadele konulu çok geniş bir program geliştirmeye başlamıştır. 2005-2007 ve 2008-2010 yılları arasında, şiddet gören kadınlara daha bağımsız hale gelmelerini sağlayan, diğer yandan şiddet gösteren kişilere ve aile içi şiddete tanıklık eden çocuklara tıbbi ve psikolojik yardım sağlayan iki adet plan yürürlüğe konmuştur. 2010 yılında, Fransız Devlet’i, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadeleyi, kamuoyunu bu konuda bilinçlendirmek amacıyla « Büyük bir ulusal dava » haline getirmiş ve bugün düzenlenmekte olan seminer çerçevesinde detaylı bir şekilde anlatılacak olan yeni yasalar çıkarmıştır.

Devlet’in sorumluluğu önemlidir zira, şiddet veya istismar mağduru bütün kadınların, anında güvenliklerini sağlayacak bir takım kamu hizmetlerine, kendileri ve çocukları için güvenli bir konuta, hukuki yardım ve adalete, ruhsal sağlık konusunda nitelikli bir desteğe, tecavüz sonrası tedaviye erişimleri sağlanmalıdır…

Bu tür kamu hizmetlere evrensel ve serbest erişim, kadının temel haklarının sağlanmasını gözeten her ülkenin politikasının elzem noktasını oluşturmalıdır.

Dolayısıyla Devletin, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda çok önemli bir rolü var. Bu sebeple, bugün bu seminere, Adalet, İçişleri ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıklarından temsilcilerinin katılımından dolayı büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Ancak kadına yönelik şiddete karşı mücadelede Devlet’in gayretleri tek başına yeterli değildir. Şiddetin önlenmesi ve mağdurların yeniden eski sağlıklarına kavuşmaları bakımından, yakın çalışmaları ve gayretleri elzem olan yerel yönetimler olsun, avukatlar olsun, dernekler olsun, bu konuyla birebir ilgili sahadaki bütün aktörlerin ortak eylemini gerektirmektedir.

Zira, söz konusu saha aktörleri, mağdurlara destek olmak için, onları yasal hakları konusunda bilgilendirmek, birçok kadının maruz kaldığı şiddetin birgün sona ereceğini ümit ederek reddettiği, günümüzde hala, çoğu zaman, meşakatli süreçlerden oluşan girişimlerde, onlara eşlik etmek için, her gün, seferber oluyorlar. Kadınlara konuşabilmeleri için ortam yaratılması, olayları yetkili mercilere bildirmeleri ve eski sağlıklarına yeniden kavuşmaları için onlara eşlik etmek için sahadaki aktörlerin varlığı elzemdir.

Bu sebeple, vereceğim üçüncü mesaj, aslında bu seminerin düzenlenmesine öncülük eden fikirle tam uyuşuyor. Bu mesajla, kadına yönelik şiddete karşı mücadelede ortaklığın, herkesin çalışmasının daha etkin hale getirilmesi bakımından ne kadar elzem, hatta, vazgeçilmez olduğunun altını çizmek istiyorum.

Sözlerime son verirken, bu davete icab eden herkesi selamlıyorum. Bakanlık temsilcileri, Baro, dernekler camiası, yerel yönetim mensupları, hepiniz, aile içi şiddet mağduru kadınların lehine gayret gösteriyorsunuz ve hep birlikte, olayların akışını değiştirmeyi başarabilmemizi ümit ediyorum.

Teşekkür ederim,

Yayınlanma tarihi: 26/11/2013

Sayfa başına dönmek için