Devlet, Dışişleri ve Avrupa işleri Bakanı Alain Juppé’nin mevkidaşı Ahmet Davutoğlu ile ortak basın konferansı, 18 Kasım 2011

Devlet, Dışişleri ve Avrupa işleri Bakanı Sayın Alain Juppé’nin, mevkidaşı Sayın Ahmet Davutoğlu ile gerçekleştirdiği ortak basın konferansındaki açıklamaları, Ankara 18 Kasım 2011

Dün İstanbul’da, bugün Ankara’da bulunmaktan ve bu öğleden sonra yeniden İstanbul’a gidecek olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Türkiye uzun zamandır sevdiğim bir ülke. Mükemmel şahsi ilişkilerimiz mevcut ve sizlerle konuşmaktan daima çok mutlu oluyorum. Dışişleri Bakanı ve aynı zamanda Fransız bir siyasi olarak, Fransa ile Türkiye arasındaki ilişkilerin niteliğine de çok büyük bir önem veriyorum.

Türkiye büyük bir ülke. Günden güne ekonomik gücü artan bir ülke. Aynı zamanda, yalnızca bölgede değil dünya sahnesinde de önemli stratejik role sahip bir ülke.

Bu açıdan, Cannes’da gerçekleştirilen ve Türkiye’nin de katıldığı G20 toplantısı esnasında, G20 dönem başkanlığının 2015 yılında Türkiye tarafından üstlenmesine karar verildiğini hatırlatmak istiyorum. Cumhurbaşkanı Sarkozy bu konuda özel olarak çalıştı ve bu dönem başkanlığı Türkiye’nin uluslararası plandaki liderliğini dile getirmesini sağlayacaktır.

Görüşmelerimiz esnasında birçok nokta üzerinde anlaştığımızı ve görüş birliğinde olduğumuzu gözlemledik. Gelişimden bu yana tüm bu konuları ele aldık. Dün akşam İstanbul’da Başbakan Sayın Erdoğan’la gerçekleştirdiğimiz mükemmel görüşmeyle çalışmalara başladık. Bu sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu ile görüştüm. Bir kaç dakika sonra da Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilme mutluluğunu yaşayacağım.

Tüm bu görüşmeler, diplomatik dilde söylemeye alışkın olduğumuz üzere son derece sıcak ve samimi bir havada geçti.

Aramızda iyi giden hususlar neler ?

Öncelikle ikili planda birçok husus iyi gidiyor. Ekonomik ilişkilerimiz gayet iyi. Belirlemiş olduğumuz 15 milyar avro ticaret hacmi hedefine ulaşacağımız açık. Bu yıl bu rakamdan çok uzak değiliz. 13 milyar avro gibi bir rakam telaffuz ediliyor. Birçok Fransız şirketi Türkiye’de yatırım yapıyor ve Türk şirketlerin de Fransa’da yatırım yapmalarını arzu ediyoruz. Özellikle sivil nükleer alan olmak üzere işbirliğimizin gelişebileceği alanlar da mevcut.

Bildiğiniz tarihi ve güncel nedenlerden ötürü kültürel bağlarımız da son derece sıkı. Fransa’da düzenlenen Türkiye Mevsimi son derece başarılı oldu. Kültür merkezlerimizin faaliyetlerini geliştirmek istiyoruz. Sayın Ahmet Davutoğlu’na, kültür merkezlerimize, geçmişe bağlı çok sayıda sıkıntıyı çözüme kavuşturmayı sağlayacak bir statü kazandırılması konusunda bir anlaşma projesi önerisinde bulundum.

Bildiğiniz üzere birkaç yıldan bu yana aynı zamanda Galatasaray Üniversitesi Yüksek Himaye Komitesi’nin de başkanlığını yürütüyorum. Fransızca dilinde eğitim veren bir Türk üniversitesi olan Galatasaray Üniversitesi örnek teşkil ediyor ve ülkenin en iyi üniversiteleri arasında yer aıyor. Bu öğleden sonra İstanbul’da, Galatasaray Üniversitesi’ni geliştirme gayretlerini desteklemek için seferber olmayı kabul eden bir grup Fransız şirketini biraraya getirecek bir şirketler kulübünün açılışını yapacağım.

Hızlı bir şekilde ele almak istediğim diğer bir ikili işbirliği konusu da terörizme karşı mücadele. Fransa terörizm tehdidiyle doğrudan muhatap. Şunu hatırlatmak isterim ki, ne yazık ki son dönemlerde en fazla sayıda vatandaşı esir alınan Avrupa ülkesi Fransa. Esir alınanlardan bazıları yakın zaman önce Yemen’de serbest bırakıldı. Diğerleri halen El Kaide tarafından esir tutuluyor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin terörizme karşı mücadele çalışmalarıyla tam bir dayanışma içindeyiz ve bu gayretlerini destekliyoruz. Yakın zaman önce İçişleri Bakanımız Claude Guéant’ın Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret son derece olumlu geçti. İç güvenlik alanında bir işbirliği anlaşması imzalandı ve PKK terörizmine karşı mücadele etmek için elimizden geleni yapıyoruz.

2010 yılından bu yana Fransa’da yüzden fazla terörist veya şüphelinin tutuklandığını hatırlatmak isterim. Dolayısıyla bu konudaki kararlılığımız tamdır.

İşte ikili planda iyi giden konular bunlar.

Bu kadar iyi gitmeyen konular da var; aynı anda onları da ele almak lazım.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği konusunda, Fransa’nın, gerekli şartların bugün henüz biraraya gelmediğini ifade eden, sizin de bildiğiniz tutumuna tekrar değinmeyeceğim.

Avrupa Birliği, tarihinde son derece stratejik bir an yaşıyor. Yalnızca mali sıkıntılarla değil, aynı zamanda organizasyon sıkıntılarıyla da karşı karşıya bulunuyoruz. Avrupa’nın, inşasının temelini bir şekilde yeniden oluşturmak için bünyesinde gerçekleştirmesi gereken reformlar konusunda düşünmesinin zamanı geldiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, Avrupa Birliği’nin genişlemesinde ilerlemeden önce yirmi yedi’lerle bu çalışmayı beraberce gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Yine de bazı aşamalardan geçilebilir. Vizelerin kolaylaştırılması ve daha sonra serbestleştirilmesi konusundaki anlaşma üzerinde ilerlemenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Önerilerde bulunduk. Türkiye’nin halihazırdaki tutumunu biliyorum fakat bu konuda konuşalım, sanıyorum daha da ileriye gitmek mümkün.

Müzakere başlıklarıyla ilgili olarak, iki yeni başlığın Fransa dönem başkanlığı esnasında açıldığını ve o zamandan bu yana böyle bir durumun tekrarlanmadığını hatırlatmak isterim. Biz üç yeni başlığın açılmasına karşı değiliz hatta buna olumlu bakıyoruz. Diğer yandan halihazırda bloke olmuş başlıklar Fransa’dan kaynaklanmıyor. Bu açıdan Kıbrıs konusu bize göre son derece hassas ve Birleşmiş Milletler tarafından önerilen bir şema çerçevesinde bir çare bulunması gerekiyor.

1915 olaylarıyla ilgili olarak -ki Fransa Parlamentosu bu olayları Ermenilere karşı bir soykırım olarak tanımıştır-, bunun son derece zor bir konu olduğunun bilincindeyim. Size ders vermemiz söz konusu değil ama her büyük ulusun geçmişi üzerinde bir bellek çalışmasıyla kendini şereflendirdiğini düşünüyoruz. Fransa, tarihinin son derece acılı bazı dönemleri üzerine bunu gerçekleştirmeye çalıştı. Bu sürecin Türkiye, Türkler ve aynı zamanda Ermeniler için son derece acılı olduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla, Türkiye’nin, tabii ki Ermenilere de açık olacak bir komisyon içinde bu bellek çalışmasına katılma konusunda hazır olduğunu not ettim. Bu öneriyi Cumhurbaşkanı’na sunacağım. Paris’in, en azından diyaloğu başlatmak için böylesi bir toplantıya ev sahipliği yapabilmesi durumunda, bunun son derece önemli bir ilerleme teşkil edeceğini düşünüyorum.

Son olarak, uluslararası bazı konuları ele alarak ilişkilerimizde iyi giden hususlara tekrar dönmek istiyorum. Birçok konu üzerinde tam bir görüş birliğinde olduğumuzu gözlemledim.

Ne yazık ki benim katılamadığım Fakat Fransa’nın Sayın de Raincourt tarafından temsil edildiği geçtiğimiz hafta İstanbul’da gerçekleştirilen Afganistan konferansı son derece olumlu oldu. Türkiye ile Afganistan’ın 2014 yılı sonrasını hazırlamak için elele çalışıyoruz ve bu ülkeyle işbirliği yapma arzumuzu belirttik.

Aynı zamanda, -bir düzeltme döneminden sonra- bundan böyle Libya konusunda tamamen benzer tutumlarda ve Suriye konusunda tam bir görüş birliğinde olduğumuzu gözlemledik. Fransa ve Türkiye olarak biz, söz konusu durumun kabul edilemeyeceğini düşünüyoruz ve Suriye yetkililerine rejimde reform gerçekleştirmeleri için yapılan tüm çağrılara rağmen -Türkiye’nin yinelenen defalar yaptığı arabuluculuğu selamlamak istiyorum- Suriyeli yetkililer bu çağrılara kulaklarını tıkadılar. Bu sabah bile Suriye’nin kuzeyindeki köyler Suriye ordusu tarafından bombalandı. Tabii ki muhalefeti başından beri benimsediği çizgide kalmaya yani şiddete karşı olmaya devam etmeye çağırıyoruz. Fakat, müeyyidelerin arttırılması için gayretlerimizi birleştirmemiz gereken anın geldiğini düşünüyorum. Birleşmiş Milletler Genel Meclisi’nin kararını beraberce destekliyoruz. Fransa, Arap Birliği ile, Türkiye ile, bölgedeki tüm ülkelerle ve büyük bir cesaret gösteren Suriyeli muhaliflerle sıkı bir işbirliği içinde çalışmayı arzu etmektedir.

Beni çok etkileyen bir başka konu da, Arap Baharı üzerindeki görüş birliğimiz oldu. Fransa ve Türkiye’nin bu tarihi olaya aynı yaklaşımda olduklarını iyice vurgulamak bence son derece önemli. Halkların özgürlüğe, demokrasiye, hukuk devleti, insan hakları ve kadın haklarına saygıya duyduğu özlemin önüne geçilemez, bunu kimse durduramaz. Diplomasimiz bu hareketlere destek verme konusunda güçlü bir taahhütte bulunmuştur. Türkiye’nin bu açıdan, İslam ve demokrasi üzerine düşüncemizde son derece dikkat ettiğimiz bir referans ve örnek olabileceği konusunda ısrar ettim.

Evet, işte sizlere söylemek istediklerim bunlardı. Aslında bana Türkiye’ye gelmenin zor olacağı söylenmişti ama ben bu ziyareti son derece keyifli, yapıcı ve olumlu buluyorum.

(…)

S - Suriye ile ilgili bir soru sormak istiyorum : Suriye rejimi ve insanların hayatlarını kaybetmeleri, halka karşı yapılan saldırılar... Uluslararası topluluk bir seri eylem gayretinde. Fransa’nın önerileri neler ? Siz, Türkiye’nin Suriye’ye bir müdahalede bulunmasını bekliyor musunuz ?

C - Biz bu krizin başından bu yana, rejim tarafından kendi sivil halkına karşı yapılan son derece sert muameleyi kınadık. Cumhurbaşkanı Beşar El Esad’ı reformlar yapmaya ve politikasını değiştirmeye çağırdık. Türkiye’de bunun için çalıştı. Çeşitli arabuluculuklar oldu fakat rejim tüm bunlara kulaklarını tıkadı ve sert muamelesine devam etti. Bu kabul edilemez ve biz Avrupa Birliği çerçevesinde hareket ettik, Suriye’deki çok sayıda kişiye veya Suriye’nin ekonomik menfaatlerine karşı dokuz müeyyide dalgası kabul ettik. Bu müeyyideleri sertleştirmeye hazırız. Diğer yandan, geçtiğimiz Pazartesi günü Brüksel’de halkın bu müeyyidelerden mümkün olduğunca az mağdur olması için bazı önlemleri kabul ettik.

İkinci olarak : Kendisi de arabuluculuk yapmayı deneyen Arap Birliği’nin girişimlerini büyük bir ilgiyle karşıladık. Rabat’da getirilen son öneriler, özellikle de askeri birliklerin kışlalarına dönmeleri ve gösterilerin serbestçe yapılabilmesini sağlamak üzere Arap Birliği’nden gözlemciler gönderilmesi önerisi gayet güzel bir öneridir. Anladığım kadarıyla bu öneri üç gün için söz konusudur. Olacakları göreceğiz fakat herşeye rağmen rejimin bunu kabul edeceğinden kuvvetle şüphe duyuyorum. Dolayısıyla baskıyı devam ettirmek gerekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Meclisi’nde tartışılmakta olan karardan size bahsettim. Güvenlik Konseyi’nin de bu konuda konuşması iyi olacaktır diye düşünüyorum. Şimdiden 3500 kişinin hayatını kaybettiği, 20.000 kişinin Suriye hapishanelerinde tutulduğu ve son derece sert muamelelere ve işkencelere maruz bırakıldıkları bu büyüklükte bir krizle ilgili olarak Güvenlik Konseyi’nin herhangi bir ifadede bulunmaması bence normal değil. Bugün Güvenlik Konseyi’nde karar alınmasını engelleyenlerin artık gerçeklerin bilincine varmalarını ümit ediyorum.

Son olarak, Suriye muhalefetini şiddete başvurmaktan kaçınmaya çağırıyoruz. İç savaş bir felaket olacaktır. Söyledim, kendilerine yardım etmeye hazırız. Tek yanlı bir müdahaleye de olumlu bakmıyoruz. Eğer bir müdahale olacaksa, bu yalnızca Birleşmiş Milletler kararı çerçevesinde mümkün olabilir. Fransa’nın tutumu daima bu yönde oldu. Bu, Libya konusunda da böyleydi, Suriye konusunda da böyle./.

Yayınlanma tarihi: 19/11/2011

Sayfa başına dönmek için