Fransa Savunma Bakanı Sn. Jean-Yves Le Drian’nun Gelibolu Muharebeleri’nin yüzüncü yıl anma töreni onuruna yaptığı konuşma metni- Gelibolu Fransız Mezarlığı, 24 Nisan 2015 [fr]

Sayın Devlet ve Hükümet Başkanları,
Ekselansları Sayın Kraliyet Mensupları,
Sayın Bakanlar,
Sayın Büyükelçiler,
Sayın Generaller ve Amiraller,
Sayın Subay, Astsubay ve Askerler,
Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Bundan tam yüz yıl önce, Fransa ve Birinci Dünya Savaşı’na dâhil olmuş diğer tüm ulusların kaderi aynı zamanda, yine burada, Marn hendeklerinin binlerce kilometre uzağında, Doğu Cephesi’nin ilk yıkımlarında çiziliyordu. O zamanlarda bazılarının « Çanakkale cehennemi » olarak adlandırdığı bu muharebeler, Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı sahnelerinden biri olarak yerini koruyor.

18 Mart 1915 günü, İtilaf Devletleri donanması, tehlikeli bir manevra neticesinde, Çanakkale açıklarından geri çekiliyordu. Boğaza döşenen mayınlar ve Osmanlı topçularının sürekli ateşi altında birçok gemi hasar gördü. Fransız zırhlısı Le Bouvet, birkaç dakika içerisinde sulara gömüldü. Askeri hisarların kıskanırcasına hakim olduğu Çanakkale Boğazı’nı hiçbir şey zorlayamaz gibi duruyordu.

Takvimler 25 Nisan 1915’i gösteriyordu. Kendilerine meydan okuyan topçu bataryalarının üstesinden gelmek için, İtilaf Devletleri birlikleri Gallipoli’ye, yani Türkçe ismiyle Gelibolu’ya çıkarma yaptı. Seddülbahir, Anafartalar ve Bolayır’a İngilizler çıkartma yaparken, ANZAK askerleri Kabatepe’ye çıktı. Fransız birlikleri ise, bir şaşırtma manevrası icra etmek üzere Asya kıyısına doğru yöneldi. Yarımadaya destek olmak üzere geri çağrılmadan önce, Kumkale’yi ele geçirdiler. İtilaf kuvvetleri arasındaki iyi eşgüdüm ve dayanışma, hiç olmadığı kadar belirleyici oldu.

Ancak İtilaf kuvvetleri, 10 ay boyunca, çoğu zaman ellerinde silah olarak bir tek cesaretleri kalmış Mustafa Kemal’in askerlerinin yılmaz direnişiyle karşılaştılar. Conk Bayırı bir türlü ele geçirilemedi. Kısa sürmesi öngörülen bir savaş neticesinde elde edilmesi beklenen zafer ümidinin sarhoşluğu, azar azar kayboluyordu. İtilaf askerleri, Türk mevzilerinin aşağısındaki çakıllı araziye, hazırlıksız, gelişi güzel siperler kazmaya başladılar. Susuzluk, salgın hastalıklar, bitkinlik onları iyiden iyiye esir almaya başladı. Yine de, bu çorak ve dik yamaçlı topraklarda tuzağa düşürülmüş, çıkarma yaptıkları dar plajlarda sıkışıp kalmış Fransız ve Britanya birlikleri sonuna kadar direndiler. Cesur ve kahramanca Seddülbahir, Kirte ve hatta Conk Bayırı’na taaruzda bulundular. Ve oğullarının anılarında « Çanakkale cehennemi » olarak yankılanan bu yerler, bugün onların kahramanlıklarının izlerini taşıyor.

Ama Konstantinopl uzaktaydı ve Çanakkale de geçilmez. 8 Ocak 1916 sabahında, İtilaf kuvvetleri Gelibolu’yu terk etti. Bu, Çanakkale seferinin sonuydu.

Aradan geçen yüz yılın ardından, Seddülbahir’deki demir haçlar ve yarımadanın güneşi altında beyazlaşan mezarlar, bu askerlerin fedakârlıklarını bize hatırlatıyor.

Fransa, bu özel günde, vatanlarını savunmak için, tarihimizin en trajik bölümlerinden birine sahne olan bu uzak diyarlara gelmiş, Doğu seferi görev gücü ve Fransız Donanması askerlerinden oluşan 80 000 kişilik, Birinci Dünya Savaşı Doğu Cephesi’nde görevli askerlerini saygıyla anıyor. Denizciler, Afrika gücü ve Senegal piyadeleri, Cezayirliler ve lejyonerlerden oluşan toplam 10 000 Fransız ve Fransa kolonileri askeri, Gelibolu’da şehit düştü. Ne kayıpların büyüklüğü, ne de savaşın şiddeti bu insanların yiğitliklerinden bir şey eksiltemedi. Cesaretleri ve fedakârlıkları asla unutulmayacak.

Burada, aynı çarpışmalarda hayatlarını kaybeden İngiliz, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve aynı zamanda Türk askerleri de saygıyla anıyorum.

25 Nisan tarihi bir zafer kutlaması değildir. Bu tarih, Çanakkale Savaşları’nı, tüm çıplaklığıyla burada gerçekleştiği şekilde anma günüdür. Bu tarih, Mustafa Kemal’in bu anma törenlerine kazandırmayı arzuladığı anlama uygun olarak, burada savaşmış tüm ulusların anılarına saygı duyma günüdür.

Yani bugün Gelibolu, dünkü savaşan tarafların bugün biraraya gelmesinin, halklarımızın kardeşliğinin ve ülkelerimizin uzun yıllar boyunca barışın hüküm sürmesi adına birlikte mücadele vermekteki kararlılıklarının, tarihte hiç olmadığı kadar ifadesidir.

Çanakkale seferi, Gelibolu’nun «diggers»’ları olarak anılan ve 1917 ve 1918 yıllarındaki katkılarıyla zaferin kazanılmasında hayati bir rol oynayan Avustralyalı askerlerle Fransız birliklerinin tarihteki ilk buluşmaları olması sebebiyle de hafızalardaki yerini koruyor. Gelibolu muharebeleri, aynı zamanda Fransa’nın dostu üç büyük ulusun – Türkiye, Avustralya ve Yeni Zelanda – doğumunu da simgelediğinden, onun yüzüncü yıl kutlamaları, bizlere bu ortak anma etkinliğinde aynı duyguları yaşatıyor.

Yüz yıl sonra, ordularımızın katlanmak zorunda kaldığı acıların hatıralarını hâlâ içimizde hissederken, bu hatıralar, halklarımızı barışın hizmetinde birleştiren ve gün geçtikçe güçlenen dostluk duygusuyla zenginleşiyor. İnancım odur ki, bugün ortaya koyduğumuz zihin açıklığı, bu çalkantılı dönemlerde Fransa için canlarını vermiş, vatanları için canlarından olmuş ve Gelibolu’nun toprağında ortak yazgıyla bir arada yatan askerlerimizin hatıralarını onurlandırmanın en iyi yoludur

Yayınlanma tarihi: 24/04/2015

Sayfa başına dönmek için